MERHUMU( MEYİ ) NASIL BİLİRDİNİZ / MEZARLIK DİYALOGLARI
ŞAPKA'NIN ALTINDAKİ ÖLÜ
İki dost yıllardır aynı mezarlıkta bekçiydiler. Çiçekleri sulamaktan budamaya, gazelleri toplayıp yabani otları temizlemeye bütün işleri birlikte yapıyorlardı. Dedikoduyu seven yaşlılardan değillerdi, ama buldukları ilk fırsatta gömülecek kişiyi didiklemeden de duramazlardı. Ölülerden değil, en çok yalan yere ağıt yakan ceset sevici dirilerden korkarlardı.
Kaldıkları iki odalı, gözlerden uzak, sessizliğin ekosuz duvarlarında cirit attığı, dinginliğin dudaklarına kadar sindiği mezarlık evde mutlu olduklarını düşünenler bile vardı. Sedası çıkmayan bu küçük evde rahattılar, hatta aralarında "Tabutev" deyip şakalaşıyorlardı.
Bazen ölülerin ağzılarını bir parmak açıp son sözlerini, birkaç dizeyi, kısacık ezgileri dinleyip yıllardır tuttukları o son küçük soluğu vermelerine yardımcı oluyorlardı. En zoru da içini dökememekten ısırılmış dudaklardaki suskunluğu anlamak, bilerek konuşmayı unutmuş kenetli çeneleri çözmekti.
O gün... Rüzgarın yüzleri yalayan tatlı esintisiyle aheste süzülüyordu ölülerin arasında. Bir mezardan diğerine uçarken hammaddesi yalandan çürümüs havayı kusmak istiyordu birer birer. Kim bilir kaç parmak izi, tekme acısı, yumruk sızısı kalmıştı yorgun bedeninde. Yıllardır taşıdığı keskin kokulu ekşimiş tatların dibine oturmasından usanmış; yüklendiği malların ağırlığından gücü kesilip beyazlığı, şeffaflığı solmuştu. İçi dışına çıkmıştı yerlerde çiğnenmekten. Oysa ilk zamanlar her an ellerin arasında olmaktan, ebruli kokulu elbiselerin ceplerinde katlı kalmaktan mutlu, naylonluğunu bile düşünmüyordu torba.
Çınar ağacı sere serpe uzanmış, yaprak aralarını havalandırıyor, serçeyle fısıldaşiyor, körpe dallarını iyice germiş rüzgarla cilveleşiyordu. Toprağa doğru nasıl sızılacağını bilemeyen balmumunun yavaşlığına içi tükenen çınar yardım etmeyi istedi ama, balmumunun çokbilmis edasıyla süzülüşünü seyretmekle yetindi.
Balmumunun geçtiği yerler çınar ağacının gövdesini sızlatıyordu. İçine başharfleri kazılı kalbe gelince ağacın titrediğini hisseden balmumu aşkın yazılı tarifesinden habersiz yoluna devam ediyordu. Yere çok az kala son kez yukarıya baktığında bilek kalınlığındaki halatı farketti. Halatın ucundaki halkanın boşluğundan aşağı düşen karıncaları kıskandı hiç değilse yumuşacık toprağa değecekler diye.
Çınar ağacı, dalında ilk kez sallanan idamlık halatı dalından atmak için çırpındıkça balmumu daha da korkuyordu damarlı gövdenin kendini sıkıştırmasından. Biliyordu, dönüşü yoktu. Yavaşça erimeye başlamıştı bile. Halatın ucunda sallanan ölünün karıncalar kadar şanslı olmadığına üzüldü. Balmumu toprak yerine halatın ucunda kaskatı donup kaldı tekrar.
İlerleyen saatlerde...İlk kez bu kadar kalabalık gurup ve gösterişli merasimle karşılaşıyorlardı. Gelenlerin giysilerine, arabalarına, takılarına bakılırsa gömülenin hali vakti yerindeydi. En önce, en çok, en içten ağlayan annenin siyah başörtüsünden dökülen bembeyaz anne saçlar eğilip savrulmuyorlardı bile. Dizlerine dövünüp başına vurduğuna göre göğsündeki acıyı hafifletip oğlunun mezar taşına koymak istiyordu rahat uyusun diye.
Uzun saçlı, ağlamaktan gözleri kan çanagina dönen avurtları çökmüş kız kesik kesik hıçkırıyordu. Yaşlı kadınla ağlama yarışını da deniyordu arada.
Yalandan neredeyse ölecek düzeye gelen diğerleri, anne ve kıza “Moral Verenler” ve “Sırt Sıvazlayanlar”olarak ikiye ayrılmıştı. Yine de ilk fırsatta hayaletlerin dansettiği bu karabasandan uzaklaşmak istiyorlardı.
Ağlayıcılar gidince gömütü yakın incelemeye alan mezarlık bekçisi iki dostun ölü analiz saatleri başlamıştı.
Pro.: (Kendinden emin tavırla) Merhuma baktığımda onun derin yalnızlığını görebiliyorum üstadim. Yüzündeki şu derin oluklu çizgilerden sızan gözyaşlarına baksana, nasıl da yer yapmışlar?
SamB.: (Ukalaca) Yine önemli bir ayrıntıyı göremeden ıskaladın sevgili dostum.
Pro.: Sen öyle san. Şu şapka izinden sözediyorsun değil mi?
SamB.: Evet.
Pro.: Baksana koca iz tüm alnını da içine alacak şekilde bütün kafayı dolanıyor. Belli ki papaya yıllardır çikartamamış. Birilerine selam verip, saygı duruşunda beklemekten şapkanın kenarları aşınmış, parmakları çürümüş, yalancı bakışları gözlerinin içine gömülmüş/oyulmuş.
SamB.: Söylenceye göre, o gün şapkası başında gün boyunca uyuklamış ve kimseye de selam vermemiş. Sevgilisi şapkayı kaldırıp öpmek istediğinde güneşin keskin ışıklarından gözleri kamaşınca sinirlenip şapkayı iyice bastırarak içine girip orada kalmış günlerce. Kimse dışarı çıkaramamış.
Pro: İyi biri değilmiş ayrıca. Sabahtan akşama el pence divan durup gelene geçene “Siz bilirsiniz efendim, haklısınız efendim, emriniz başımüste beyefendiciğim!” diyen dalkavuğun tekiymiş…Karar nedir?
SamB.: Şapkasıyla gömülsün!
Sue Kızılöz
(Şubat 2006, usa)